Ana Sayfa STİL + YAŞAMEĞLENCE 14 Şubat Gecesi Keyifle Seyredebileceğiniz 10 Romantik Film

14 Şubat Gecesi Keyifle Seyredebileceğiniz 10 Romantik Film

yazan Hypnoskop

Bu yıl mücbir sebeplerden Sevgililer Günü’nü evde geçireceğimiz düşünülürse, harika bir akşam yemeğinden sonra koltuğunuza kurulup, keyifle seyredebileceğiniz 10 romantik film önerisiyle karşınızdayız. Aralarında sinema tarihinin kült eserleri olduğu gibi, sizi güldürecek iyi vakit geçirmenizi sağlayacak yapımlar da var;)

Casablanca

1943 yılında En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen dalında Oscar alan, Micheal Curtiz imzalı, Hollywood klasiği Casablanca’yı izlemeyenleriniz varsa, asla geç kalmış sayılmazsanız. II. Dünya Savaşı sırasında, Avrupa’dan kaçanların güvenli limanı haline gelmiş Casablanca şehrindeki en popüler ve eğlenceli barı işleten Rick Blaine (Humprey Bogart), yıllar sonra kendi barında eski aşkı Ilsa (Ingrid Bergman) ile karşılaşır. Casablanca, Ingrid Bergman ve Humprey Bolat’ın akılları alan oyunculuklarıyla aşka ve kadere dair sonsuza dek değerini koruyacak kült bir başyapıt.

Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman
Fotoğraf: John Springer Collection/CORBIS/Corbis via Getty Images

In the Mood for Love (Aşk Zamanı)

Başrollerini Maggie Cheung ve Tony Leung ‘in paylaştığı, senaryosu ve yönetmenliği Wong-Kai War’a ait olan Aşk Zamanı, 21.yy’da aşka dair anlatılan en yürek burkan eserlerden biri. 1962 yılının Hong Kong’unda geçen film, eşlerinin aralarındaki ilişki yüzünden, garip bir biçimde birbirleriyle yakınlaşan genç bir kadınla, adamın dokunaklı hikâyesini anlatıyor bizlere. Spoiler vermemek için kendimizi zor tutuyoruz, mutlaka izlemelisiniz!

Bright Star (Parlak Yıldız)

Ünlü şair John Keats’in yaşamının son üç yılını ve hayatının ışığı Fanny Brawne ile yaşadığı romantik ilişkiyi anlatan, Jane Campion’un yönettiği Parlak Yıldız sizi gözyaşlarına boğabilir. Ben Whishaw’un harikulade Keats performansı ve Abbie Cornish’in duru güzelliği izleyenleri derinden etkileyecek. Mendillerinizi hazırlayın bizden söylemesi.

Portrait de la jeune fille en feu (Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi)

Kadın olmak, âşık olmak ve kendi geleceğinize, hayatınıza, var oluşunuza dair söz hakkına sahip olmak üstüne, izleyenlerin yüreklerine dokunacak, adeta yakıp geçecek bir Céline Sciamma başyapıtı. Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, 18. yüzyıl sonlarında Britanya’da genç bir kadının portresini yapmakla görevlendirilen bir ressamın hikayesini anlatıyor. Noémie Merlant ve Adéle Haenel arasındaki uyum kelimelere dökülemeyecek kadar güçlü. Tek bir bakışın hayatınızı değiştirebileceğini, aşkın adeta el değmemiş saf formunu seyredenlere hissettirecek, kayıtsız kalması imkânsız bir aşk filmi.

Call me by your name (Beni Adınla Çağır)

Beni Adınla Çağır, Luca Guadagnino’nun yönettiği André Aciman’nın aynı isimli romanından uyarlanan, başrollerini Armie Hammer ve Timothée Chalamet’nin paylaştığı bir ilk aşk hikâyesi. 1983 yılı yazı sırasında, 17 yaşındaki Amerikalı-İtalyan Elio (Timothée Chalamet) günlerini ailesinin İtalya’nın kuzeyindeki 17. yüzyıldan kalma villasında piyano çalarak, kitap okuyarak ve arkadaşlarıyla eğlenerek geçirmektedir. Felsefe doktorasını sürdüren Amerikalı akademisyen Oliver (Armie Hammer), Elio’nun babasına yardım etmek için yaz stajyeri olarak villaya gelir. Sıcacık İtalyan güneşinin altında, Elio ve Oliver arasındaki yaşamlarını ebediyen değiştirecek arzuların, serpilerek büyüyüşünü izliyoruz. Soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak, kendi kişiliğimizi kurmaya başladığımız o ilk gençlik yıllarının, sancılı ilk aşk deneyimine odaklanan, harikulade bir film. Netflix’te bulabilirsiniz

Mauvais Sang (Kötü Kan)

Usta Fransız yönetmen Leos Carax imzalı, bu akıl almaz romantik bilimkurgu filmi, özellikle pandemi ile boğuştuğumuz şu günlerde izlenmesi gereken, salgın odaklı bir başyapıt. Film insanların âşık olmalarını engelleyen bir virüsün yayıldığı, distopik bir havanın hâkim olduğu Paris’te geçiyor. Denis Lavant ve Juliette Binoche ile Julie Delpy’nin de yer aldığı kadronun oyunculukları adeta imkansızı başarıyor; böylesine lanetli, karanlık ve duygusuz bir çağda aşkın karşınıza çıkabileceğine dair inancınızı güçlendiriyorlar.

Before Sunrise (Gün Doğmadan Önce)

Bir tren yolculuğu sırasında yolları kesişen Jesse (Ethan Hawke) ve Céline (Julie Delpy) beraber Viyana’da bir gün geçirmeye karar verirler. Gün doğmadan önce yollarının ayrılacağını bilirler ve ellerinden geldiğince tek günlerini unutulmaz kılmaya çalışırlar. Yolculukları boyunca ettikleri sohbetlere eşlik eden büyüleyici Viyana manzarası, sizlere hem yeniden seyahat edebilmeyi hem de böylesine zahmetsizce kurulabilen dostluk bağlarını özlettirecek. Richard Linklater’ın yönettiği, defalarca seyredilebilecek bir aşk hikayesi olan Gün Doğmadan Önce, devam filmleriyle de kalbimizdeki yerini koruyor. Blutv kataloğunda bulabilirsiniz.

Romeo + Juliet

William Shakespeare’in trajik aşk öyküsünün doksanların Miami’sinde geçtiğini ve kılıç düellolarının yerini sokak çatışmalarına ve gangster çetelerine bıraktığını düşünün. İlk görüşte birbirlerine delicesine âşık olan Romeo (Leonardo DiCaprio) ve Juliet (Claire Danes)’in birbirlerine düşman olan ailelerinin varlıklı iş adamları olduklarını, aralarındaki nefretin tüm şehrin ayaklanmasına neden olacak kargaşalara yol açtığını düşünün. İşte usta yönetmen Baz Luhrman doksanlar sokak kültürüyle, Shakespeare’in ağdalı dilini bir araya getirip inanılmaz eğlenceli, aksiyon dolu bir imkânsız aşk hikayesi anlatıyor. Not: Genç Leonardo Dicaprio kalbinizi eritecek 😊 .

La la land (Aşıklar Şehri)

2017 yılında düzenlenen Oscar Ödüllerine damgasını vuran Aşıklar Şehri, Damien Chazelle’e En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Los Angeles’taki karmaşık hayatlarına yön vermeye çalışan bir yandan da hayallerini gerçekleştirmeye çalışan Sebastian (Ryan Gosling) ve Mia (Emma Stone) arasındaki tutkulu aşka odaklanan Aşıklar Şehri, izleyicilerine hem görsel hem de işitsel bir şölen vaat ediyor. Modern zamanlardaki ilişkilerin hırslara, kişisel hedeflere boğulmuş, bireyselci yapısına ışık tutan Aşıklar Şehri, “Hayaller vs. Hayatlar” gerçeğini yüzümüze vurmaktan çekinmeyen, büyüleyici bir romantik müzikal. Beinconnect kataloğunda filmi bulabilirsiniz.

Isn’t it Romantic

Eğer romantik komedilerden hazzetmiyorsanız, hepsinin aynı kalıptan çıkma yalnızca gişe kaygısı olan yapımlar olduğunu savunuyorsanız, Netflix yapımı Isn’t it Romantic tam size göre! Todd Strauss-Schulson’un yönettiği romantik komedinin başrollerinde Rebel Wilson, Liam Hemsworth ve Adam Devine yer alıyor. New York’un manzarasına bir sonraki görkemli gökdelenle imzasını atmak isteyen genç mimar Natalie (Rebel Wilson), çocukluğunda bayıldığı romantik komedilerin gerçek hayat olamayacağını keşfettikten sonra aşka küsmüş, sarkastik ve eğlenceli bir kadındır. Bir gün metroda yaşadığı kapkaç olayının ardından bilincini kaybeder ve gözlerini açtığında kendisini ona göre tam bir cehennem olan romantik komedi evreninde buluverir. İnanılmaz eğlenceli, tüm romantik komedi klişeleriyle dalga geçen bu filmi, Sevgililer Günü’nü ciddiye almayan çiftlere ve elbette tüm bu romantizm bombardımanına başkaldırmak isteyenlere tavsiyemdir.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Hypnoskop - En iyiyi yaşamaya başlayın

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Et

error: İçerik korunmaktadır !!