Ana Sayfa SAĞLIK + MUTLULUKBEDEN Kendine Dokunmanın Daha Önce Keşfetmediğin Bir Yolu – “Abhyanga”

Kendine Dokunmanın Daha Önce Keşfetmediğin Bir Yolu – “Abhyanga”

yazan Damla Asena

Dokunmanın mucizesi diye bir şey gerçekten de var. İnsan, şu etrafımızda gördüğümüz her şeyi dokunarak yarattı. Ve buna mucize diyorum; çünkü insan gerçekten de zihnin bir oturuşta sayamayacağı kadar şeyi, her gün yaratmaya devam eder. Sonra… Kadın ve erkek dokunarak çoğalır. Dokunarak yaratılır yeni bir yaşam. Dokunarak dönüştürülür toprak kap kacağa. Dokununca dönüşür sebzeler yemeğe. Ve birer birer enstrümanlara dokunarak yapılır müzik.

Şöyle bir etrafa bakınca; biraz dağınık görünen bir masa, mutfak tezgâhında yemek olmayı bekleyen malzemeler… Dokunmaya karar verdiğimiz an oradaki gerçekliği değiştirmeye başladık demektir. İnsan, zihnini elleri vasıtasıyla dış dünyaya aktarır. Düzense düzen… Karmaşaysa karmaşa…

Bugün bilim, dokunma karşısında salgıladığımız ve o an sinir sistemimizi dinginleştiren, bedenimizi iyileştirmeye başlayan hormonları birer birer sayıyor. Bunların en başında da oksitosin geliyor. Aşk hormonu diye de bilinen oksitosin, âşık olunan kişiyle aramızdaki bağlılığı da devamlı kılıyor. Sevgimizi yalnızca sözlü ifade etmenin, dokunma olmadan eksik kaldığı da bir nevi kanıtlamış oluyor. (Uzak mesafe ilişki deneyimi olanlar sanırım bunu en iyi anlayanlar olacak.)

Dokunmak ve şifa vermek dediğimiz anda aklımıza ilk bir başkası geliyor sanki. Birine dokunmak, bir şeye dokunmak gibi… Kendi bedenimizden bile bahsetsek, zihnimizin (“asıl ben”i eksik bir biçimde hep zihne atfettiğimizden) dışında kalan başka bir şey oluveriyor beden. Ötekileşiyor. Bizim olduğunu bile çoğu zaman unuttuğumuz, zihnimizin yönetimine tabii tuttuğumuz, modern hayat içinde bir bakıma köleleştirdiğimiz… Bedenimiz.

Aslında, muhtemelen hiçbir çağda olmadığı kadar öz-sevgi, öz-şefkat, öz-kabulden konuştuk 21. Yüzyılda. Fakat benim pratiğimde, kendi kendime sevgi mantraları söylemek ya da kendime başarı koçluğu yapmak hiçbir zaman yeterince yararlı olmadı. “İste olsun, düşün gerçekleşsin!” diye bizlere pazarlanan kişisel gelişim akımları, antik toplumların var olan her şeyi kapsayan kozmolojilerinin uzuvlarından ayrılarak, bütünün kendisi gibi sunulan; parçalanmış, eksiltilmiş, özünden ayrıştırılmış birer kalıntısından fazlası değil.

Binlerce yılın süzgecinden geçmiş Hint Yaşam Bilimi Ayurveda’nın bizlere sunduğu en kıymetli pratiklerden biri olan Abhyanga masajına, biraz da bu perspektiften bakmak istiyorum. Kendimizi sevmenin ve şifalandırmanın hiçbir söze, iknaya gerek olmayan yolu.

Abhyanga, sözcük anlamı olarak dilimize; uzuvları parlatmakolarak aktırılabilir. Ki böyle çevirmek gerçekten de abhyanga pratiğinden sonra vücudun nasıl göründüğünü anlatmanın en iyi yolu olurdu. “Anga” uzuv anlamına gelirken, “abhi”yi Sanskritçe’ den iki şekilde çevirmek mümkün. İlki “güneşin ilk ışınları” anlamına gelirken ikincisi; “-e doğru”, “içine doğru” gibi bir anlama geliyor. Abhyanga tam anlamıyla yağ ile yapılan masaj demek. Benim bu yazıda değinmek istediğim şekli ise self-abhyanga olarak batı kültürüne geçen, kişinin her gün kendi bedenini ılık yağ ile ovması.

Bu arada büyük bir grup, masajın en büyük keyfinin bir başkasının ona masaj yapıyor olması olduğunu söyleyecektir. Ben abhyanga’nın ne olduğunu öğrendiğimde açıkçası pek de böyle düşünmedim. Evet hala iyi bir masaj terapistinin uyguladığı masaj harika bir his; fakat zihnimde bu ikisini karşılaştırmıyorum bile. İkisinin yeri, yarattığı etki gerçekten öyle farklı ki…

Bir yandan da abhyanga, yoga matının üzerinde öğrendiğimiz her şeyi öyle iyi tamamlıyor kanımca. “Bedenine bak, koluna, bacağına, parmaklarına, tırnaklarına, her yerine bir bak, bir sor: Bugün nasıllar?” Düzenli yoga yapanlar, eğitmenlerinden bunun gibi cümleleri duymaya oldukça aşinadır. İşte elleriniz de kendi bedeniniz üzerinde kaymaya başladığında, istemsiz bir şefkat duygusu yeşeriyor içinize. O gün hiç sormadığınızı hatırlıyorsunuz, ayaklarınız nasıl hissediyor? Dizlerinizin arkası, baldırlarınız, el bilekleriniz, kafa deriniz, enseniz, karnınız… Kimsenin sizden bir şey beklemediği, istemediği; sizin kendinizden bir şey beklemediğiniz, istemediğiniz birkaç dakika… Vücudunuzun elinizin üzerinden geçtiği her yerine teşekkür etmek geliyor içinizden. Nasıl bir mucize diye düşünmeden edemiyorsunuz… Başka herhangi bir günde neden şuram şöyle, buram böyle değil diye hayıflanırken masaj esnasınızda beyninizdeki tüm bu düşünceler eriyor. Şükür başlıyor. Tenine şükür, nefesine, çalışan uzuvlarına, kendine yardım edebilme kabiliyetine…

Gergin olan bedeninizi hissedebilmek, yumuşak yerleri ve sert yerleri hissedebilmek ve her gün şefkatle kendinizi yoklamak…

Yapılan çalışmalar abhyanga’nın sinir sistemi üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koymakta; ama açıkçası bunun için çalışmaya hiç gerek yok diyebilirim. Abhyanga bir antidepresandır. Başlı başına, yalnızca bu pratikle ruh haliniz yükselir, kaygı ve stres seviyeniz düşer. En zorlu zamanlarımın pratiğidir diyebilirim. Bir yoga öğrencisi ve eğitmeni olarak yogadan çok daha hızlı çalıştığını da eklemeliyim. Yani her zaman yoga matından enerjim yükselmiş kalkmayabiliyorum; fakat kendime yaptığım masaj dakikalar içinde tüm benliğimi iyileştiriyor.

Eğer yazının sonuna geldiyseniz konunun ilginizi çektiğini düşünüyorum. İlerki günlerde abhyanga masajının nasıl yapılabileceği, hangi yağların tercih edilmesi gerektiği, vücut üzerindeki diğer faydalarını da içeren bir yazı daha paylaşacağım.

Eğer bu tip Ayurvedik bilgiler ilginizi çektiyse Ayurveda Saç Sağlığı Hakkında Ne Söyler yazımıza da göz atabilirsiniz.

Yeniden buluşuncaya dek,
Huzurlu günler dilerim.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Hypnoskop - En iyiyi yaşamaya başlayın

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Et

error: İçerik korunmaktadır !!