Ana Sayfa GÜNCEL Meditasyona Adım Atmak- Bölüm 1

Meditasyona Adım Atmak- Bölüm 1

yazan Ürün Kurtiç

İlk duyduğumda bana çok tanıdık gelen bir hikaye vardı. Tibetli ünlü meditasyon üstadı Chogyam Trungpa, 1970lerde ilk kez Amerika’ya gelir ve kendi çocukluğundan beri pratik ettiği öğretileri, bu yeni topraklarda paylaşmaya niyetlenir. Bir sürü kişi merakla etrafında toplanır. Onlara meditasyon pratiklerini öğretmeye başlar ve yönlendirmeler yapar:

“…Ve şimdi de zihninizi tamamen boşaltın. Zihinsel boşluğu deneyim edin.”

Üstada karşı müthiş bir saygı ve hayranlık içinde olan katılımcılar ancak haftalar sonra itiraf ederler; kendisinin bahsettiği bu hal onlara hiçbir şey ifade etmemektedir. Chogyam Trungpa, Batılı insanların boşlukla ilişkilenmekte son derece zorlandığını ve zihin yapılarının ne kadar karmaşık olduğunu hayretle fark eder. Kendi kültürünün içine işlemiş bu pratikleri, Batı’da nasıl paylaşabileceğine epey kafa yorup, yeni sistemler geliştirmek durumunda kalır.

 Yoga deneyimlerimi paylaştığım seneler içinde, özellikle de uzmanlaşma programlarını tamamlamış yeni mezunların, meditasyon yapmakta ne kadar zorlandığına ve bunun bir tür suçluluk duygusuna dönüştüğüne bolca şahit olmuşumdur. İstisnalar elbette hep olabilir. Ancak yeni bir uzmanın kendi meditasyonlarında teklemesi çoğunlukla ciddi bir eksiklik ve yüzeysellik duygusu yaratabilir.

Yoga ve meditasyon gibi içsel öğretiler söz konusu olduğunda güvensizlik, kıyaslama, kendini beğenmeme gibi duygular hiçbir işe yaramayacaktır. Bana kalırsa, eğer bir kişi meditasyon pratiklerine adım atmaya istekli ise onun için doğru sistemi bulmak elzemdir. Aynı Trungpa’nın dehası gibi: ‘Nasıl olur da bu düşünmeye bağımlı, kaotik zihne engin bir farkındalık alanını adım adım tanıştırabilirim?’ diye araştırmak, sormak gerekir. Bu, neredeyse kişiye özel bir tanışmadır. Nihayetinde meditasyon yapılmaz; meditatif zihin alanı doğru aracılıkla ancak deneyim edilebilir.

Kendi hikayemde meditasyonun ne olduğunu layığıyla anlamam uzun süreli bir ilgi ve bolca yanılsama, yalpalama, batma çıkma ile oldu. Öncelikle üniversite yıllarımda (sanırım sene 1999 gibi) tesadüfen tuhaf bir ücretsiz seminere denk gelmiştim. Bir gül bahçesi vaat ediliyordu; pürüzsüz bir mutluluk ve hayatta başarı. O sıralarda çekmekte olduğum yoğun aşk acısının, tek çaresinin meditasyon olacağına ben de ikna olmuştum. Bunu kolay yoldan işleyen bir ağrı kesici gibi düşündüm; meditasyon öğrenirim ve harika hissederim. Tanıtım videosundaki karakterler, bu tür şeyler anlatıyorlardı. O sıralar etrafta çok görülen (Beatlesları da bir dönem içine almış) TM sistemiydi. Çıkışta asıl programın ücretini öğrendik. O dönemin parasıyla benim için akıl almaz bir meblağdı ve üniversiteli bütçemi fersah fersah aşıyordu. Ama hevesliydim. Resepsiyona ciddi ilgimi anlattım ve öğrenci indirimi istedim. Hemen reddettiler. Ben de meditasyondan nefret etmeye karar vererek oradan uzaklaştım. Mutluluk ihtimalimi para için elimden almışlardı. Ben de kendi terapi sürecime birkaç sokak ötedeki Kemancı ’da devam ettim:)

4-5 sene sonra Londra’da Sivananda Ashramında hafta sonu satsanglarının, olmazsa olmaz bir parçası olarak karşıma çıkmasa tekrar niyetleneceğim de yoktu. Oraya felsefe konuşmaları ve kirtan için giderdim. Ardından hep beraber enfes Hint yemekleri yenilip, keyifli muhabbetler edilirdi. Ancak bunlara katılabilmek için öncelikle ilk yarım saat gerçekleşen meditasyona ayak uydurmak zorundaydınız. Bedenen o salonda olurdum; ama ufak bir zil sesi ve birkaç yönlendirmeden sonra başlayan sessizlik zamanı benim için bir ıstıraba dönüşürdü. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Üstelik kimse de bir ipucu vermiyordu. İşte ‘Dik otur ve nefesine odaklan’, E sonra?

Sonrasında zihnim oradan oraya uçuyor, daldan dala atlayan bir maymun gibi beni çekiştiriyordu. Bundan yorgun düştüğüm için kendime bir meditasyona katlanma sistemi geliştirdim. O yarım saat boyunca izlediğim bir filmi yeniden gözlerimin önüne getirip kafamda oynatacaktım. Bazen de Kolombiya günlerimden bir hatırayı yine sessiz sinema gibi aklımda ayrıntılarıyla canlandırırdım. Böylece bitirme zilinin o tatlı sesi çaldığında ben pek de sıkılmamış, kendimi oyalamış olurdum.

Kaç ay böyle geçti bilmiyorum. Ve niye pes etmediğimi de hiç bilmiyorum. Ama aynı ashramda, bir meditasyon programının açıldığını duyduğumda yazılmaya karar verdim. Herhalde ben film oynatırken diğer insanların asıl ne yaptığını merak ettiğimden katılmak anlamlı geldi. Uzman swami beni sevdi ve birden asistanlığa bile terfi ettim.

O günden bu yana yaklaşık 14 sene olmuş. Bu süreçte türlü sistemler öğendim, çok çeşitli meditasyon inzivalarına katıldım, dünyanın en iyi üstatlarıyla son derece önemli (bazıları birebir) programları tamamladım. Ve her geriye dönüp baktığımda fark ettiğim şey bunun sağlam bir yolculuk olduğu oldu. Bu bir öğrenme dönemi olmaktan çok, bir bilinç deneyimi. Yolculuğun bir noktasında, yolu algılamaya başlıyorsunuz. Soru işaretleri dağılıyor, bir bilme hissi geliyor.

Eskiden en çok merak ettiğim: ‘Bu meditasyon peki tam olarak nedir? Tam olarak ne hissetmem ne yapmam gerekiyor?’ gibi soruların kendi cevaplarının ancak deneyimle ve sadece içeriden bulunabildiğini artık biliyorum. Bu epey zaman alan ve aslında bir kişiden diğerine öğretilmesi mümkün olmayan son derece kişisel bir süreç. İşin tek kuralı yolda olmaya devam etmek.

Bazen yoga ve ayurveda gibi öğretilerin kısık ateşte uzun sürede pişen yemekler gibi olduğunu söylerim. Yani her saati, her dakikası, her saniyesi gereklidir. Yavaş yavaş pişeceksin. Mikrodalgayla zamandan tasarruf etmek gibi bir yaklaşım ne aynı lezzeti verebilir ne de aynı moleküler dönüşümü sağlar.

Olmaması, yani meditasyon yapamamak bu sürecin bir parçası. Tıpkı benim meditasyon çabalamasından kaçmak için kafamda film oynatmamın, kendi meditasyon tarihçemde temel adımlardan biri olması gibi. Zihinsel dağınıklık, odaklanamama, sıkıntı, fiziksel ağrı- sızı- kaşınmalar- uyuşmalar hepsi bu sürecin doğal birer parçası.

Neden bilmiyorum, ‘Bu iş hiç bana göre değil!’ deyip kaçmadım. Halbuki gerçekten de hiç bana göre değildi:) Ama içgüdüsel bir şekilde hayranlık duyduğum bazı insanların, bu muazzam bilimden etkilenmiş olması merakımı, ilgimi hep canlı tutmaya yetti. Zaman içinde tutunduğum bazı kalıpların teker teker kendiliğinden kırılmasına şahit oldum ve farklı potansiyellerin açılabildiğini gözlemledim. Ve bu yolun kısa yoldan bir faydaya ulaşma değil, hayat boyu devam edecek bir keşfetme ve farklı derinlikleri algılama süreci olduğunu idrak ettim.

Yol uzun ve yolculuk müthiş.

İlgilenen herkese samimiyetle tavsiye ederim😊.

Not: İkinci bölüm meditatif zihni deneyim etmeye doğru ön adımlar ve öneriler ile devam edecek…

Bir meditasyon çalışması deneyimlemek için Gülümsemenin Sağlığa Faydaları ve Ufak Bir Meditasyon Pratiği yazımıza göz atabilirsiniz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Hypnoskop - En iyiyi yaşamaya başlayın

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Et

error: İçerik korunmaktadır !!